
Gökçen ÇETİNER
gokcencetiner@bebekoyunu.tv
Gökçen ÇETİNER
Kimdir ?
Cennetten Çıkmayan Dayak !
Çocuğa yönelik şiddet bir eğitim yöntemi değildir, insan hakları, çocuk hakları ihlalidir.
“Dayak cennetten çıkmadır.”!
“Kızını dövmeyen dizini döver”!
“Laftan anlamayanın hakkı kötektir.” ... ve daha nice atasözünde bile şiddet bir eğitim aracı gibi gösterilip meşrulaştırılmış ve bugüne kadar bir eğitim yöntemi zannıyla süregelmiştir maalesef…
Bir önceki yazımda “Pozitif Disiplin” konusunu bitirirken de dediğim gibi bu başlıktaki konumuz; cennetten çıkma olduğu yıllarca dilimize de yerleşmiş olan, çocuk eğitimi için kullanıldığı zannedilen ama aslında ciddi kişilik sorunlarına da yol açan dayak hakkında olacak.
Bir insan hakkı ihlali olmasının yanı sıra çocuğa yönelik şiddetin çözümsel, işlevsel, öğretici ve davranış değiştirici bir tarafı da yok. Buna rağmen yıllardır sadece bizim ülkemizde değil evrensel bir şekilde her yerde çocuğa yönelik şiddet uygulanmakta ve şiddet kültürü toplumlarda yerleşmektedir.
“Sözümü dinlemedi dayamadım.” ... diyen,
“Terbiyesizlik etti, hakkını aldı.” ... diyen,
“Sonra çok üzüldüm ama başka çarem kalmadı, oldu bir kere.” ... diyen,
“Bizim çocuk başka dilden anlamaz.” ... diyen vuruyor çocuğuna… Daha da kötüsü kendini haklı çıkarma çabası da her şiddet türünde olduğu gibi çocuğa yönelik olanda da şiddeti uygulayan tarafından ortaya konuyor.
Ve sonuç; çocuklar evde, okulda, sokakta yaşamın her alanında çoğunlukla da sevdikleri, güvendikleri kişiler tarafından uygulanan şiddete maruz kalıyor.
Çocuklar üzerinde ciddi sonuçları olan şiddetin en yaygın türlerinden olan dayağa yani fiziksel şiddete elbette bir uzman olarak karşıyım ve çocuklarla çalışma sürecim boyunca şiddet uygulandığı için ailelerin tabiriyle “düzelen”, davranışı değişip olumlu hale gelen çocuk da görmedim, hatta bu yöntemi uygulayıp kendini iyi hisseden aile de görmedim. Zaten birçok araştırma da benim bu gözlemimi doğruluyor.
Zararlarını sıralamadan önce neden işe yaramadığına şöyle bir değinelim:
Ø Çocuklar hatta insanlar için fiziksel acı en geçici, etkisi en çabuk unutulan ve dayanılır hale gelebilen bir durum, bu yüzden çocuklar ne kadar çok dayak yerse yesin bunu göze almaya başlıyorlar ve fiziksel acıdan anlık etkilenseler bile davranışlarını değiştirecek kadar umursamıyorlar. Kısacası sonuç dayak arsızı çocuklar…
Ø Bazı çocuklarda korkuya, sinmeye yola açan dayak bazılarını da saldırgan ve uyumsuz yapıyor. Her iki durumda da aile kendi tutumları yüzünden ortaya çıkan bu yeni olumsuz durumlarla uğraşmak zorunda kalıyor. Yani bizim çocuk içe kapalı oldu, ya da çevresine zarar veren bir zorba oldu diye dövünmenin manası kalmıyor, faturayı ödemek gerek… 
Ø Çocuk eğitiminde uygulanan herhangi bir şeyin sürekli olması ve davranış değişene kadar dozunu arttırarak devam etmesi gerekir ki işe yarasın, peki dayağın dozunu aile nereye kadar arttırabilir, nereye kadar sürdürülebilir? Bir tokattan, evire çevire dövmeye kadar uzansa bile tekrar eden bu durum alışkanlık yaratır ve etkili olmaktan çıkar. Dayak yediği andan itibaren kısa bir süre içinde çocuk istenmeyen davranışı yapmaz. Ancak, bir süre sonra çocuk, kendisini o davranışı yapmaya yönelten gereksinmeleri karşılanmadığından, yeniden aynı davranışta bulunur. Dayağın, uzun vadede çocuğa kazandırdığı hiçbir eğitici yanı yoktur. Üstelik şiddet şiddeti doğuracağı için çocuk bir gün bir şekilde yaşadığı şiddete karşılık verecektir.
Ø Birçok aile şiddet uyguladığı zaman üzülür, kendini affettirmeye çalışır, bu da çocuğa aslında yapılanın onaylanmadığı ve kendi hatalarının olduğu hissini verip çocuğun yapmış olduğu, aileye göre dayağa gerekçe olmuş olumsuz davranışını unutturur, üstü kapanır ve çocuk bir şey öğrenmemiş olur.
Dayak ve cezalar (sözle hor görmek, sevgiyi esirgemek, azarlamak, korkutmak, tehdit etmek, alay edip küçümsemek, beddua etmek, küsüp konuşmamak, aldırmaz şekilde davranmak, bir yere kapatmak vb) hem çocuğun iç-denetim geliştirmesini engeller hem de kişilik gelişimini olumsuz etkiler.
Çocuğu dövmek ya da cezalandırmak neden iç-denetimi ve kişilik gelişimini olumsuz etkiler?
· Çocuk yaramazlık yaptığı zaman dayak yerse, yaptığının karşılığını ödemiş demektir. Yaptığı olumsuz davranış hakkında düşünmeye fırsat bulamadan dayak yer. Yaptığı davranışın neden hatalı olduğunu bilemez. Ona yaptığını tamir etmek, kötü sonuçlarını düşünmek fırsatı verilmemiştir. Bu durumda çocuk o davranışı yeniden yapabileceğini düşünür ve davranışı tekrar eder.
· Dayak yiyen çocuk anne/babasına kızar. Çocuk kendi yaptığı şeyin kötü olduğunu anlayıp kendine kızacağına, kendini dövene kızar, onu suçlar.
· Çocuk anne/babasından daha güçsüz ve acizdir. Bu şekilde kendinden güçlü birinden dayak yemek onu utandırır, çevresine ve kendine karşı güveni sarsılır.
· Çocuk anne/babasını taklit eder ve sorunlarını dayakla, kaba kuvvetle çözmeyi öğrenir. Kızdığı zaman o da başkalarını döver. Böylece fiziksel ceza çocuğa çözümsel olmayı değil, saldırgan olmayı öğretir. Dayağa alışan çocuk başkalarıyla sürtüşmesini sözle halledemez, o da dayağa, şiddete başvurur.
· Çocuk dayak yememek için yalan söylemeye yönelir.
Bu şekilde davranışları hep dışarıdan kontrol edilen, kötü davranışları üzerinde düşündürülmeyen, açıklama yapılmayan çocuk, anne babası olmayınca davranışları kontrol edemez. Sürekli dışarıdan birinin davranışlarını kontrol etmesine ihtiyaç duyar. 
Dayak çoğunlukla, yetişkinin öfkesi sonucunda çocuğa uygulanır. Çocuğun yaptığı herhangi bir davranış, yetişkini öfkelendirir ve dayak gerçekleşir. Bazı anne babalar, dayağın çocuk eğitiminde gerekli olduğunu düşünürler. Çünkü onlar da kendi anne ve babalarından öyle görmüşlerdir. Çocuklarını dövdükleri için hiç rahatsızlık duymazlar. Bazı anne babalar da dövdükten bir süre sonra yaptıklarından pişmanlık duyar, çocuğa sarılır, öper hatta özür dilerler.
Çocuk, canı yandığı, incitildiği için öfke duyar ama bunu ifade edemez; çünkü bunu ona yapan annesi babası ya da bir biçimde bağımlı olduğu bir başka yetişkindir. Onlara duyduğu sevgi ile onların ruhunda yarattığı hasarı birbiriyle uzlaştıramaz. Bunun sonucunda da öfkeyi büyük çoğunlukla kendine yöneltir. Çocuğun kendine duyduğu bu öfke, onun tüm yaşam alanlarına yayılır. Hissettiği olumsuz duygular, yaşama uyumunu zorlaştırır. Okulda, arkadaş ilişkilerinde sorunlar yaşamaya başlar.
Şiddetin, en az şiddete maruz kalmak kadar tahrip edici bir diğer çeşidi de şiddete tanıklık etmektir. Babalarının, annelerine sürekli fiziksel şiddet uyguladığına tanık olan çocukların hem kısa, hem de uzun vadede ruhsal ve sosyal sorunları oluşmaktadır. Bu çocuklar, kavga etmeye eğimli, güvensiz ve saldırgan olmaktadırlar. Çünkü çocuklar aileyi model alır, onların davranışlarını taklit eder.
Uzman Psikolog Gökçen Çetiner