Bizim Evin Halleri
Bugünkü yazımda sizlere biraz kendimden ve oğlumdan bahsedeceğim.
Benim öğretmen olmamın bir ebeveyn olarak artılarından ve eksilerinden bahsetmek istiyorum.
Bildiğiniz gibi altı yaşında ve benim için dünyalar tatlısı bir oğlum var
Benim anaokulu öğretmeni olmamdaki en büyük avantaj, gelişim aşamalarını çok iyi takip edebiliyor olmam. Örnek verecek olursam; çizdiği bir resmi hangi duyguyla yapmış, iç dünyasında neler yaşıyor, kızgın mı, mutlu mu, üzgün mü vs bunları değerlendirebiliyorum. Gelişimi yaşıtlarından ileride mi, geride mi ya da yaşıtlarıyla aynı düzeyde mi bunları görebiliyorum. Psikomotor ve sosyomotor gelişimlerini net bir şekilde takip edebiliyorum.
Ancak bu demek değildir ki bizim evimizde her şey sistemli, anaokulundaki gibi ilerliyor. Hayır, bizim evimizde, ailemizde de zaman zaman kaoslar, çıkmazlar yaşanabiliyor. Hani derler ya ‘terzi kendi söküğünü dikemez’ diye, bazen benim de işin içinden çıkamadığım, çaresiz kaldığım zamanlar oluyor elbet.
Oğlum beni hiç bir zaman öğretmen olarak görmemiştir. Onun gözünde ben anneyim. Böyle olmasını da aslında biraz ben istedim. Hal böyle olunca her çocuğun anneye yaşattığı kızgınlıkları ya da çıkmazları ben de yaşıyorum. Bazen benim de çileden çıktığım, yeter dediğim zamanlar oluyor.
Böyle durumlarda birlikte olduğumuz ortamdan uzaklaşıp, içimden 10 a kadar sayarak derin nefes alırım. Onun daha küçük bir çocuk olduğunu, hatalarını bilinçli yapmadığını, hata yaparak öğreneceğini düşünür ve kendimi sakinleştirmeye çalışırım. Sakinleştikten sonra mutlaka onunla konuşurum; oğlumun yanına gidip beni üzdüğünü, hatalı davrandığını ama yine de onu çok sevdiğimi anlatırım. Hatasını düzeltmesi için ona zaman tanırım ve nerede hata yaptığını düşünmesi için odasında biraz dinlenmesini isterim.
Tahmin ediyorum ki bu satırları okuyan birçok anne ‘biz de bu yöntemi denedik ama olmadı’ diyecektir. Bizim ailemizde bu konuşmalar çoğunlukla işe yaramıştır ama elbette yaramadığı, aksine ters tepkilere dönüştüğü zamanlar bizde de olmuştur.
İşte böyle durumlarda oğluma kızgınlığımı net bir şekilde ses tonumla ifade eder ve gerekirse ceza veririm. Tabii ki bu cezalar asla fiziksel ve sözel değildir. Örneğin çok istediği bir oyuncağı bir müddet almamak, izlemek istediği bir filmi izletmemek gibi küçük ama akılda kalıcı, yaptığı yanlışı anlamasını sağlayacak zararsız cezalar. Yani sevdiği, istediği bir şeyden bir süre onu mahrum etmek.
Sizlere de naçizane tavsiyem; asla çocuklarınıza sözlü hakaretler ya da fiziksel cezalar uygulamamanızdır. Onların da bir birey olduğunu lütfen unutmayın. Çünkü onlar geleceğin toplumunu oluşturmak üzere bize verilen emanetlerdir.
Sakinliğinizi korumaya çalışın, olumsuz bir durumda bulunduğunuz ortamdan uzaklaşın, sakinleşince karşınıza alın ve ona değer verdiğinizi hissettirerek konuşun. Sizin hatanız varsa asla özür dilemekten çekinmeyin. Sizler hatalarınız karşısında özür dilerseniz,sizi rol model alan çocuklarınızın da yaptığı olumsuz ve yanlış davranışlar karşısında özür dilemesini öğretmiş olursunuz. Unutmayın ki ne ekerseniz onu biçersiniz.
Sevgiyle emekle büyütülen çocuk geleceğini sağlam temeller üzerine kurar. Geleceği parlak olan, sağlıklı çocuklar (bireyler) büyütmemiz dileği ile…
Okul Öncesi Öğretmeni Ebru Yılmaz GERZ